8 MART DÜNYA İNSANLAR GÜNÜ

Bir Dünya Kadınlar Günü’nü daha yine “kadın hakları, erkek hakları, kadın çiçektir, başımızın tacıdır” diyerek, konuya “insan hakları” ölçeğinde bakamadan geçirdik. 2020’li yılları yaşamaya başladığımız günümüzde kadınların eşit haklara sahip olması amacıyla Türkiye’de anlamlı ve çok kıymetli çalışmalar yapılıyor elbette ancak bu çalışmaların da üzerine ciddi katkı koyduğu “zihniyet değişimi” uzun zaman alıyor maalesef…

Yaratılıştan bu yana devam eden ve eşitlenemeyen haklara küresel ölçekte artık “insan hakları” ekseninden bakılıyor. Ancak dünyada da Türkiye’de de bazı zihinler var ki, hala daha eşitliğin; bir ayrıcalık, bir tercih, hatta bir lütuf olduğunu düşünüyor. Toplumsal cinsiyet eşitliği bir haktır, hem kadın hem de erkek için… Olması gereken… Demokrasinin bir gereği…

Elbette kadın ve erkek olarak cinsiyet kimliğimiz olduğu gibi her birimizin farklı birçok kimliği de var. Ancak toplumsal hayatta tek ortak kimliğimiz "insan" olmak...

Dolayısıyla her insanın eşit haklara sahip olduğunu bilmek ve artık konuyu bu yönde ele almak gerekiyor. Özellikle de pratik normlar söz konusu olduğunda, insan hakları gibi, evrenselliği de “herkes için eşit muamele getirme şekli” olarak ortaya koymalı. Bunun yolu öncelikle insan haklarının gerçekten ne olduğunu, neyi talep ettiğini bilmek ve anlamaktan geçiyor.

Hukukun bir grupta geçerli, öteki bir grupta farklı olan "değer yargılarına" göre değil, "insan haklarına" göre işlediği; bireylerin de özgürlüğünü “kendinde ve başkasında insan olmayı koruyacak şekilde eylemde bulunarak yaşadığı” bir toplumu hızla oluşturmalıyız.

Bu düşünceden hareketle bir çağrıda bulunmak isterim:
8 Mart'ı bundan böyle kadın-erkek demeden "Dünya İnsanlar Günü" olarak kutlayalım, var 
mısınız?                                                 

Elbette ki bu zihniyete erişebilmek adına realiteyi de iyi görebilmek ve iyi yorumlamak gerekiyor. Bunun için konuya dair yerli ve yabancı mevcut birçok raporun, rakamların bize gösterdiğine bakmalı, zira biliyorsunuz ölçmediğimiz hiçbir şeyi iyileştiremeyiz.

Her platformda söylüyoruz, bu yüzyıl kadınların yüzyılı olacak, özellikle kadınların iş gücüne katılım süreci önlenemez bir yükseliş… Bunu görebilen ve bu süreci iyi yönetebilen ülkeler, süreç ne kadar zor olursa olsun rekabette de öne geçecekler.

Fortune 500 şirketleri arasında yapılan araştırmaya göre; kadın yönetici sayısı fazla olan şirketler; pazar payı, sermaye ve hisse senedi değerlerine göre daha iyi performans gösteriyor.

Credit Suisse tarafından yapılan bir araştırma, 2008 krizinden sonra “cinsiyet eşitliği dengesi bulunan şirketlerin” erkek egemen şirketlere göre daha hızlı toparlandığını ortaya koyuyor.
Bu sonuçlar kadınların aynı anda birden fazla işi yönetebilme becerisine ve riskleri daha iyi yönettiğine de işaret ediyor. Kadınlar katılımcı çalışma modellerine de daha yatkınlar; aynı zamanda akıl alma, danışma, farklı fikirleri karara dahil edebilme konusuna erkeklerden daha açıklar.                                                                                                                                 

Bu ve benzeri araştırmaların gösterdiği en kritik husus ise, kadınların dahil edilmediği bir iş gücüne sahip ülkede ekonomik gelişmeden, kalkınmadan bahsetmenin mümkün olmadığı...

Türkiye’de kadının iş gücüne katılımı yüzde 30 seviyelerinde… İlki 2006 yılında yayınlanan Dünya Ekonomik Forumu’nun Cinsiyet Eşitsizliği Raporu’na göre Türkiye’de 100 kadından 13’ü üst düzey pozisyonda çalışıyor. Daha güçlü bir ekonomik ve sosyal kalkınma için bu rakamların %50 kadın - %50 erkek seviyesine taşınması gerektiği kaçınılmaz.
“Cam Tavan Sendromu”nu aşmak ve C-level yani C-seviye pozisyonlarda daha çok kadın CEO, CFO, CMO, CHRO vb görebilmek de pek tabi bu zihniyet değişiminin hızıyla doğru orantılı.

Her ne kadar kadın istihdamı iş yaşamında ve siyasette yeterli sayıda olmasa da Türkiye’de CEO pozisyonundaki kadın oranı yüzde 12. Yani %13’le birinci olan Finlandiya’dan sonra geliyor. Dünya ortalamasında kadın CEO oranı yüzde 5 iken, Türkiye’deki bu rakam sevindiriyor elbette…

Aynı raporda dünya ülkelerinin cinsiyet eşitliğine göre sıralandığı listenin başında İzlanda, Norveç, Finlandiya ve İsveç bulunurken geçen yıl 149, bu yıl ise 153 ülkenin bulunduğu sıralamada Türkiye yine 130. sırada… Hep düşünmüşümdür, Ortadoğu’yu alıp İskandinav ülkelerinin ortasına koysak nasıl bir tablo olurdu acaba karşımızda?

WEF’in raporuna göre kadınların erkeklerle eşit haklara sahip olması için en az 100 yıl, erkeklerle eşit ücrete sahip olması için ise 257 yıl geçmesi gerekiyor. Bizler göremeyeceğiz belki ancak bu yolda yaptığımız her çalışma, attığımız her adım hem sürecin kısalmasına
hem de sonraki nesillerin eşit haklarla yaşamasına hizmet edecek, çok önemli.

Dünya Bankası’nın Şubat 2019’da yayınladığı “Cinsiyet Ayrımcılığı ve Buna Karşı Verilen Mücadele Raporu”nda Türkiye 187 ülke arasında 87. sırada... Türkiye’de 10 kadından 3’ü
iş hayatında… Kadınlar çalışmak için hala eşlerinden izin alıyor. Eğitim seviyesi düştükçe; “Kadınlar çalışmak için kocalarından izin almalı” diyenlerin sayısı artıyor.
Aynı iş için kadınla erkeğin aldığı ücretler arasındaki fark, yüzde 40’a kadar çıkabiliyor.
Ne üzücüdür ki raporlar Türkiye’de üniversite mezunu kadınların çoğunun çalışmadığını gösteriyor, bu kadınlarımızı da mutlaka aktif iş gücüne katılması yönünde teşvik etmeliyiz.

Rakamlar yolumuzun uzun olduğunu ortaya koysa da, küresel ölçekte kadının iş gücüne katılımına dair önlenemez yükselişi hızla devam ederken, dünyada eşitliğe yönelik atılan adımlar da hem ona keza hız kazanıyor, hem de bu yükselişin ipuçlarını veriyor.

Kadın konularında çalışma ofisi UN Women’ı 2010 yılında kuran Birleşmiş Milletler; “Artık değişim zamanı” diyerek bu yıl Kadınlar Günü dolayısıyla “Nesiller Boyu Eşitlik” kampanyasını başlattı. BM Kadın Birimi bu kapsamda “kadın ve kız çocuklarının güçlenmesi ve toplumsal cinsiyet eşitliğinin sağlanması” çalışmalarına küresel boyutta hız kazandırmak üzere, kuracağı Nesiller Boyu Eşitlik için Eylem Koalisyonlarına liderlik etmek amacıyla uluslararası ölçekte aktörleri, bu çok paydaşlı platformun bir parçası olmaya davet ediyor.

Diğer yandan mücadele edilen bir diğer konu da şiddet…

Türkiye’de 2018’de öldürülen kadın sayısı 440 iken 2019’da 474… Sadece Ocak 2020’de öldürülen kadın sayısı 27… Katillerin yüzde 97’si erkek, yüzde 50’si ilkokul mezunu…

Her aşamada yapacak çok işimiz var.

Bizler Türkiye’de kız öğrenciler en az 18 yaşına kadar mutlaka okuyabilsin, 18 yaşından önce evlenmesin diye uğraşırken, Amerika ve Avrupa’daki diğer ülkeler mühendislik eğitimi alan kadınların yeterli sayıda olmaması nedeniyle mühendislik eğitimini cazip kılmak için çalışmalarda bulunuyor, mühendislik mesleğine daha çok kadını çekebilmek için uğraşıyor. Günceli yakalamaya mecburuz.

Dolayısıyla kadınları iş yaşamına, ekonomiye dahil ettiğimiz oranda ülke olarak hedeflerimizi gerçekleştirmemiz de o kadar kolay olacak. Kadınların niteliklerine, becerilerine ve yetkinliklerine göre erkeklerle eşit şekilde değerlendirilmeleri artık bir “olmazsa olmaz”. Dönem, bizleri arkamızdan bu sürece doğru hızla ittiriyor.

Yazının başında yazdığım gibi zaten bu da kadınların en doğal hakkı… Tıpkı erkeklerin hakkı olduğu gibi… İnsan hakları gereği… Sadece yasalarla da olmuyor eşitlik, önemli olan yasaların uygulanması ve elbette hayata dair duruşumuzun da bu yönde olması.
İş, sadece kadınlara değil, kadınlardan daha fazla erkeklere düşüyor. Erkeklerin bu zihniyet değişimini benimsediklerini artık sadece salon toplantılarında yapılan konuşmalarla değil,
asıl pratikte göstermeleri, kadınlarla birlikte erkeklerin de bu zihin yapısına sahip olmaları için eğitilmeleri gerekiyor. Ülkemizde de bu zihniyette olup, bu yolda çalışan erkeklerin her geçen gün arttığını görmek son derece sevindirici.

Cumhuriyetin en önemli kazanımlarından olan seçme ve seçilme hakkını dünyada ilk elde eden kadınlar arasında olduğumuzu da unutmadan, bu hakkımıza sahip çıkarak her alanda eşit konumlanıncaya dek kadın-erkek demeden çalışmaya hiç durmadan devam etmeliyiz.

O halde çağrıma istinaden, sadece düşüncede ve söylemde değil, pratikte de insan hakları odaklı bir yaklaşımla, bu zihniyetle yaşayan, yaşamaya çabalayan ve her şeye rağmen bu zihniyetle yaşamaktan vazgeçmeyip emeğinin, özgürlüğünün, haklarının, hayallerinin peşinden koşan tüm kadınların ve erkeklerin "8 Mart Dünya İnsanlar Günü"nü kutlarım.

Yaşasın kadınlar, yaşasın erkekler... Yaşasın insan...

Aylin ONART
Mart 2020
Devir Dergisi


 

 

 

^ Sayfa Başına Dön