PANDEMİ DÖNEMİNDE KABUĞUNUZU KIRMAYA VE DEĞİŞTİRMEYE HAZIR MISINIZ?

PANDEMİ DÖNEMİNDE KABUĞUNUZU KIRMAYA VE DEĞİŞTİRMEYE HAZIR MISINIZ?
(Spotify Podcast'te sesimden dinlemek için başlığı tıklayabilirsiniz.)

Nasreddin Hoca bir gün eşeğe yine ters binmiş.
Adamın biri sormuş: “Hocam neden ters biniyorsun?”
Cevap vermiş Hoca: “Arkadan gelen tehlikeleri görmek için.”
Adam tekrar sormuş: “Ya önden gelen tehlikeler?”
Hoca: “Onu eşek de görür” diye cevabı yapıştırmış.

Nasreddin Hoca misali eşeğe ters de binsek hiçbirimiz geçen Mart ayından bu yana yaşadıklarımızı, telaşla koşturup durduğumuz hayatlarımızda ön görüp tahmin edemezdik. Pandemi sürecinde 2021 Mart ayında bir yılı doldurmuş olacağız.

Kimimiz Covid-19 korkusuyla yaşıyor, kimimiz korkmadığını söylüyor, şüphesiz stres ve kaygı düzeyi yüksek günlerden geçiyoruz.

Kapanmalarla iş dünyası ve iş yapış şekilleri neredeyse 180 derece değişti hatta geçici derken kalıcı hale gelmeye başladı. Bu süreçte “Hayatım etkilenmedi” diyen varsa uzaydan bulunduğu mevcut konuma bir selam gönderelim. Hepimizi etkiledi, farklı bir sürece ve boyuta taşıdı. Aslında “sadeleş” dedi tam tabiriyle pandemi günleri. 

Bireylerin ve kurumların dayanıklılığını test eden süreç, hem iş hem özel hem de sosyal hayatları zorladı, zorlamaya da devam ediyor ancak üzerinden zaman geçtikçe de insan süreçle yaşamaya alışmak zorunda kalıyor. En başlarda kimsenin bilemediği, kestiremediği bir sürecin içinde tüm dünyayı çok daha fazla zorlamıştı bu belirsizlik. Virüsün insan üzerindeki etkisi zamanla kırılsa da, aşı çalışmalarının sonuçlanmasına doğru gidişat hız kazansa da pandeminin getirdiği yeni normalle yaşıyoruz artık. 

Ara ara motivasyon kaybının yaşandığı bu dönemde yaşama dair heyecanı her daim canlı tutmak da kolay olmuyor elbette. Bu dönem gözlemlediğim, özellikle her kesimden insanın üzerindeki bezginlik, yılgınlık, yorgunluk ve dolayısıyla motivasyon kaybı…

İnsanı sosyalleşmeden uzaklaştıran, giderek tekilleşmeye yani bireysel hareket etmeye zorlayan pandemi sürecinde gerek motivasyonu sağlamak gerekse dayanıklı olabilmek adına; insanın ilk olarak kendi içine yönelmesi, sosyal mesafenin engel olduğu “yeni insanlar tanıma”  imkanını “kendini daha iyi tanıma” fırsatına çevirmesi kişinin en büyük kazancı olacaktır.    

Motivasyonu canlandırmak için Stephen Hawking, Albert Einstein, Thomas Edison, Gregor Mendel, Neil Armstrong, Micheal Jordan, Beethoven ve benzerleri gibi farklı kişilerin, liderlerin biyografilerini okumak, geçtikleri yollarda yaşadıkları mücadeleyi ve nasıl başardıklarını bilmek klasik olmakla birlikte her zaman için harekete geçiricidir.
Ancak hem bizim hem de dünya için her daim olağanüstü bir ilham kaynağı ve mücadele insanı olan, büyük lider Atatürk’ün yaşamından, mücadelesinden ve imkansızlıklar içinde başardıklarından daha ilham verici, motive edici bir güç olamaz. Bu nedenle en başta Nutuk’u okumalı, bilmeliyiz. Yılgınlığa, bezginliğe, yorulmuşluğa, pes etmeye asla yer olmayan ve nihayetinde bugün yaşadığımız ülkeyi bize kazandıran bir mücadeleden daha iyi bir motivasyon düşünülemez. Yeter ki Atatürk’ü doğru anlayalım ve yorumlayalım.
 

Motivasyon deyince işlerinizi yaparken göstermiş olduğunuz enerji, yaratıcılık ve sorumluluk seviyesini anlarız. Yaptığınız iş, her ne olursa olsun, o işin enerjisi yüksekse yani sizi koşarak, hevesle o işi yapmaya itiyorsa işte o güç, enerjidir. Belli kalıplar içinde kalmadan serbestçe üretip tasarladığınız işlerde ise daha fazla yaratıcı yönünüzü kullanırsınız ve başkası size
‘Gel işi yap’ demeden, büyük bir istekle, coşkuyla kendiliğinden sizi erkenden yatağınızdan kaldıran sorumlulukla o işi yaparsınız. Bu 3 unsur; enerji, yaratıcılık ve sorumluluk seviyeniz, motivasyonunuzu gösterir. Kısaca sabah sizi yatağınızdan istekle, heyecanla, coşkuyla kaldıran nedenler… Herkesi motive eden unsurlar farklıdır; kimini özerk olmak, kimini patron takdiri, kimini para, kimini başkalarına fayda sağlamak, kimini zorlu hedefler, kimini spor, kimini yeni şeyler öğrenmek, kimini de daha başka etkenler motive edebilir. Herkese göre farklıdır.
Sadece iş değil, keyif aldığınız ilgi alanları ve hobiler de buna dahildir.

Araştırmalar gösteriyor ki insanlar hayatlarının sonuna kadar sadece para almak için de çalışmıyorlar, yani bir işi tutkuyla kişiye yaptıran etken sadece para değil. Para, kişilerin hayata dair öncelik sıralamasında değişkenlik gösterse de, özellikle belli bir seviyeden sonra insan, kendini gerçekleştirmek istiyor, tutkulu olduğu alanlar oluyor. Tıpkı tarihçilerin kutbu Prof. Dr. Halil İnalcık’ın söylediği gibi: “72 kitabım var, çoğunu 80 yaşından sonra yazdım,
bir şeye âşık oldunuz mu herşeyi unutursunuz.”
 

Dolayısıyla kişinin kendisini tanıması, kendisini motive eden unsurları anlaması çok kıymetli. Bu, kişiyi kendi dünyasını da kurmaya götüren süreç bir anlamda. Kolay bir süreç değil çünkü insanın kendi iç dünyasına yaptığı yolculuk belki de en zor yolculuk, çünkü her insanın kendi içinde yüzleşmek, karşılaşmak istemediği karanlık noktalar vardır. Kendi içine bakmak söylendiği kadar kolay olmamakla beraber insanın belli bir ölçüye kadar kendi gücünü ve sınırlarını bilmesinde, tanımasında çok büyük fayda var. Motivasyon ve yatkınlıklar da tam da bu noktada devreye giriyor. Motivasyonun yönü ve yoğunluğu insanın kendi gücünü keşfetmesinde olduğu kadar dayanıklılığını da ortaya koyan bir unsur.

Pandemi süreci de insanın hem kendi gücü ve sınırlarını, yani motivasyonunu hem de dayanıklılığını bir kez daha kendi içine bakarak görmesi hatta güncellemesi, yeni normale uyum sağlayabilmesi adına çok önemli… Kendi yolunu bulan, kendi kendine yetebilen, kendi dünyasını kuran, iç huzurunu da tesis etmiş oluyor. Bu yönde bir farkındalığı olanlar, süreçleri zor da olsa daha kolaylıkla geçiyor. 

Yale Üniversitesi’nde görevli nörobilim ve psikoloji profesörü Amy Arnsten'e göre, virüsün devam eden tehlikesi, konsantrasyonu sağlamayı ve motivasyonu bulmayı zorlaştıran bir stres tepkileri döngüsüne neden olabilir ki bu, üretkenliğimize ket vurabilir. 

Harvard Business School Dekanı Nitin Nohria ve meslektaşları tarafından yapılan araştırma, insanların ortak evrimsel mirasımızın ürünü olan dört temel duygusal ihtiyaç veya dürtü tarafından yönlendirildiğini gösteriyor. İnsan motivasyonunun "abc"si olan
bu dört dürtü şunlar:

Elde etmek:
 Sosyal statü gibi maddi olmayan varlıklar da dahil olmak üzere az eşya edinin.
Bağ kurmak: Bireyler ve gruplarla bağlantılar kurun.
Anlamak: Merakınızı giderin ve çevrenizdeki dünyaya hakim olun.
Savunmak: Dış tehditlere karşı koruyun ve adaleti teşvik edin.

Araştırmaya göre, bir işin bu dört dürtüyü ne ölçüde karşıladığı, bir bireyin işinde ne kadar motive edildiğini açıklıyor. Herhangi bir dürtünün yerine getirilmesini iyileştirmek, çalışan motivasyonunu bir şekilde artırırken, şirketlere göre daha büyük bir çalışan motivasyonu avantajının anahtarı ise dört dürtüyü birlikte iyileştirmekten geçiyor. 

Bu anlamda pandemi sürecinde motivasyonu canlı tutabilmek için bireyin evde de olsa normal rutinine devam etmesi çok önemli… Unutmayalım ki bu hayatta sonu olmayan bir şey yok, pandemi süreci de bizleri yeni normale, yeni bir düzene taşısa da önünde sonunda bitecek.
Bu süreci işimizle birlikte kendimizi motive eden diğer ilave unsurlara yönelterek geçirmek, dayanıklılığı arttırmak için; eskinin de yeni normalin de bilimsel olarak hem insan fizyolojisine hem psikolojisine faydalarına işaret ettiği; yardımseverlik, iyilik ve gönüllülükten vazgeçmemeli. Fiziksel mesafe olsa da sosyal yakınlığı, diyalogu arttırmayı ihmal etmemeli.
 

Hayatta her zaman zorluklar ve keyif bir aradadır, sürekli iyi veya sürekli kötü olmadığının farkına varmalı ve bu süreçte bilgi kirliliğinden de uzak durmalıyız. Zorluklar olmadan gelişme ve olgunlaşma da olamıyor. Şu meşhur ıstakoz hikayesi misali…

Istakozun ilginç ve zorlu kabuk değiştirme hikâyesini psikiyatr Abraham Twerski anlatır:

Istakoz eti çok yumuşak ve lezzetlidir. Aslında avcı için ziyafettir. Kabukları ise o derece serttir ve bu leziz ete ulaşmak çok zordur. Istakoz, içinde büyürken sert kabuğu büyümez ve
bir müddet sonra daralan, küçük gelen kabuk içerisinde sıkışır, kımıldayamaz. Sıkıştıkça ıstakoz gerilir, stres altında hisseder ve kabuğundan kurtulmak ister. Kendini güvende hissettiği bir yere çekilir ve kabuğundan yorularak belki de acı çekerek kurtulur. Istakoz bu duruma çözüm bulamadığı için kendi başının çaresine bu şekilde bakar. Kendini güvende hissettiği kaya dibinde yeni kabuğunu üretir, büyür ve gelişir. Bu döngü ıstakoz büyüdükçe, yaşadıkça devam eder. Kabuğunda sıkışan ıstakozun derdine çözüm bulan, yardımcı olan biri olsaydı, hep aynı ıstakoz olarak kalırdı. Istakozun gelişmesini tetikleyen ve büyümesini sağlayan şey, yaşadığı rahatsızlık ve strestir.

Evet, pandemi döneminde siz de kabuğunuzu kırmaya ve değiştirmeye hazır mısınız?

Devir Dergisi
Aralık 2020


(Tüm yazılarımı Spotify, Anchor, Google ve Apple Podcast'te sesimden dinleyebilirsiniz.) 

                         


^ Sayfa Başına Dön